12.11.2008

Sözün özü.

Pisliği pislik, arkadaşı arkadaş olarak ayırt etmek gibi bir eğilim var çoğunuzda. Bazen beni şaşırtıyor bu , küstahlıkmış gibi geliyor “o aslında iyi biridir “ ya da “o aslında sağlam çocuktur “ hali... Hep iyileri seviyoruz veya sevilecek bir tarafları mutlaka var. Oysa nasıl tiksinti verecek bir zayıflık bu, karşındakine nasıl bir iftira... Hayır, sevilecek yönü yok. Hayır o orospu cocuğunun biri... Bu zavallı dürüstlüğü de mutlaka bir özür izliyor “ama ona ihtiyacım var.” “ama eski günlerin hatırına...” İnsan pisliği de sevebilir ve hatta çoğunlukla çok daha temizdir pislik kutsal tutulandan. Hangi hastalıktan muzdaripiz bilmiyorum. Jestler halinde seviyoruz birbirimizi ne hoş, ne güzel, en iyi bildiğimiz dualar en popülerleri, eski kulağı kesikler borsada yükselişte. Baştan aşağı müstehcen ve aşağıdan yukarı müslümanız. Böylece artık müslüman mahallesinde salyangoz satılabilir, bu satanın ve alanın problemidir diyecek kadar da liberal görüyoruz hayatı. Hepimiz karımızın kardeşini beceriyoruz en kırmızı yatak odalarında, gelinler hala beyaz giyiyor, siyah yeni gençlik arasında revaçta. Ve hepimiz bakireyiz, maksat ruhu kurtarmak, oysa ruh bedenin yanında ne ki açıklığı bile edebiyat malzemesi olmanın ötesine geçememiş bir rivayet ama olsun, madem ki bedeni kurtaramıyoruz öyleyse cennette bir yer garantilemenin bir yolunu bulmak gerek. Beri yandan sevgilimizi topluluk içine çıkartmaya utanıyoruz, en vasat bahanelerle, ahlakçıdan çok ahlak kokuyor her tarafımız, utanç kokuyor. Ruhumuzdan utandığımız yetmiyormuş gibi başkalarının ruhlarından da utanıyoruz hiç utanmadan. Ama olsun, “aslında iyi biriyiz “ ya hepimiz, herkesi aslında iyi biri zannediyoruz, olmayanlar aldırmadıklarından olsa gerek susuyorlar ve içiyorlar zaten şişe bitince de uzuyorlar hafiften. Adaletle işi olmayan bu anlaşmada ne kadar haklı ne kadar temiz tutuyoruz kendimizi... Şaka. Şaka. Uykuyla uyanıklık hali arasında söylenmiş sözler bunlar. O’nu “aslında iyi biri” yapmak, bizi de pek iyi biri yapıyor. Kokan tarafımızı leş yerlere saklıyoruz, leş yerlerde gördüğümüz insanları da aslında iyi biri diye paketliyoruz ve kırmızı kurdeleler asıyoruz üzerlerine. Onlara kaçıyoruz ama istediğimiz zaman, sonra onlardan kaçıyoruz topluluk içine çıkınca en fazla marjinal yaratık olarak gözlüyor ve yem atıyoruz onlara kafesin sınırlarına çok uyanmadan. Şeytan arafa hapsolmuş bir kez, artık kimsenin namusu zaten kurtulmaz, tüm kapılar kapandı suçu atacak kimse kalmadı geriye. Bütün hatalardan bütün sapmalardan bütün günahlardan bir ders çıkartmak adına kirleniyoruz yoksa içimizde ne arar pislik, saf sudan yapılmış insanoğlu, böyle diyor en büyük tanrılar, işi biliyoruz, derdimiz görünüşü kurtarmak, hadi bunu da anladım diyelim, ama başkalarının görünüşünü sırf bizimle göründüler üzerimize sıçramasın diye çekiştirmek... Bu enerji, kendinde bu hakkı bulma hali nereden geliyor...
BiRi BaNa SöyLeSiN LütFeN...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder